Ankebut Operasyonu ve Şeytan’ın Konseyi (369)

Haydi şu sözde gazetenin şu sözde haberi üzerine biraz yorumlar ve bilgiler yazalım…

Mehmet Fahri Sertkaya

Osman Sınav

Bir Sabetaycı gizli Yahudi. 18. derecede bir Mason. Ankebut Ağı’nı, yönetici konseyleri, genel hatları ile sistemi biliyor. Detayları da bilmiyor, üst yönetici kadroyu da pek bilmiyor ve onlarla irtibatlı değil, onlardan doğrudan talimat almıyor.

Çektiği sözde kahramanlık, Osmanlı, ahlak/mertlik filmleri ve dizileri hep Ankebut Ağı’nın gözetiminde, kontrolünde, emrinde çekildi/çekiliyor.

Bütün bunlar, BOP yani Büyük İsrail devleti projesi kapsamında beleş asker olarak kullanmak istedikleri milletimizin, devletimizin ve en çok da ordumuzun moralini, maneviyatını, milli ve manevi değerlere bağlılığını artırmaya yönelik haince projeler… Türk düşmanları adına Türk milletini dönüştürmeye ve yeniden Osmanlı olduğunu düşündürürken BOP’a beleş asker yapma manevraları bunlar…

Zaten AKPKK bile, Osman Sınav’a bu talimatlar verildiği ve toplumu dizilerle, fimlerle hazırlamaya/dönüştürmeye başladığı dönemde kurulmaya başlandı. Piyasadaki gizli Yahudi, gizli Ermeni ve Mason hainler, milletemiz içinde Osman Sınav adı ile bilinen bu hainin aslında kim olduğunu, neyi aslında neden yaptığını/çektiğini hep biliyor.

Aslında kimsenin Osman Sınav hakkında bir istihbari bilgiye ihtiyacı da yok. Fotoğrafından sıfatına bakan biri bile, bunun bir insan şeytanına dönüşmüş olduğunu net olarak görebiliyor.

Bir yandan milli ve manevi değerlere ve gerçek tarihin bilinmesine hizmet eder görünen projelerde ismi duyuluyorken bir yandan da hakkında yazılanlar arasında “Pornocu Osman Sınav”, “Osman Sınav tecavüz sahnesi” gibi meseleler/tartışmalar geçmesi de samimi herkesi anında titretip kendine getiriyor. Her projesi, Türkiye’yi, Atatürkçülük, Kemalizm, laiklik, cumhuriyet, demokrasi gibi uydurma değerlerle üstü örtülü bir işgal altında tutan konseylerin ve Ankebut Ağı’nın paralelinde ilerledi, ilerliyor. Takıldığı her yerde önünü bunlar açtı, açıyor.

Bu güne kadar uydurma tabirlerle, hepsi kendilerine çalışan sözde birbirine muhalif partiler ve siyasi liderler ile ve türlü türlü tiyatrolar, danışıklı dövüşler, askeri darbeler, zulümler, idamlar, mafyalar, faili meçhuller ile Türkiye’yi Atatürkçülük ya da Kemalizm adını verdikleri ihanet sistemine mecbur tutan bu ihanet güruhu, büyük İsrail devleti projeleri sebebine Türkiye’yi söz konusu ayardan kendi iradeleri ve adamları ve projeleri ile epeyi uzaklaştırdılar.

“Yurtta sulh/barış, cihanda sulh” ve “Atatürkçülük” diye diye, dün elinden işgal ve ihanetle alınmış topraklarını bile göremeyen, küçücük bir Anadoluya sıkıştırılan bir millet üretenler, bu haldeki bir Türk milleti ve bu haldeki bir rejim ile BOP’ta yeteri kadar tesirli olamazlardı. Türkiye ve özellikle ordumuz olmadan da BOP’u gerçekleştiremezlerdi. Bu gerçek göz önünde iken, AKPKK bile Siyonizm ve Ankebut Ağı tarafından kurulmadan önce, Türk milletinin dönüştürülmesine öncelik verilmeliydi ve bu ihanet projeleri kapsamında etkin olarak kullanılanlardan biri de işte bu Osman Sınav…

Osman’ın ihanetlerinin, haince bağlantılarının ve işlerinin çok sayıda somut ispatı var ve hemen birkaç saat içinde ters kelepçe ile alınabilir ama ne demişti Osman ile aynı hedef doğrultusunda mücadele veren Siyonist/Yahudi spekülatör George Soros: “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü askeridir/ordusudur”

“Tutmaz bu, tam bir rezalet”

Yıllardır takipçimiz olanlar hep biliyorlar. Osman Sınav üzerinden uygulamaya konan ihanet projelerinden biri de o dönemde Kızıl Kazık diye andığımız ve aleyhinde çokça paylaşımlar yaptığımız Kızıl Elma dizisiydi.

Ankebut Ağı’nın, Masonluğun, Siyonizmin, BOP’çuların, AB ülkelerinin gizli servislerinin, CIA’nın ve MOSSAD’ın ve bunların ortak projesi olan AKPKK’nin; Suriye-Rusya-İran-Çin ittifakı ve sayıları giderek artan diğer müttefikleri karşısında iyice zor hale düştüğü o zamanda, hususiyle Afrika planları için çekiliyordu bu dizi…

Yine bize, Türkiye’ye, ordumuza ihtiyaçları vardı ve 3. dünya savaşının çoktan çıktığı ve safların iyice netleştiği o günlerde bizi sahada bir güç ve denge unsuru olarak kullanmaları şarttı. BOP kadar artık çoktan GOP yani Genişletilmiş Ortadoğu Projesi de demeye başlamışlardı, Afrika’yı da açıkça hedefe koyduklarını gözler önüne seriyorlardı. Boşa çırpındıklarını, kazanamayacaklarını biliyorlar, manzarayı doğru okuyorlar, çoktan kaybettiklerini görüyorlar ama yine de ister istemez uğraşıyorlardı.

Bu şartlar ve bu psikoloji sebep olmuş olsa gerek ki çok ama çok isteksizce çekiliyormuş gibi ve amatörce, basitçe duran ve özellikle senaryosu ile diyalogları rezillik derecesinde olan Kızıl Elma’yı denediler. Hiç TV, film ve dizi izleyemediğim o zamanda, neler döndürüldüğünün farkında olarak sırf bu nedenle bu diziyi izlemiş ve bir iki bölümüne bakıp “Tutmaz bu, tam bir rezalet” deyip bırakmıştım.

Bir iki bölümünden bile çok net anlaşılıyordu, Türk milletinin hedefine Afrika’yı da koymak istedikleri. Bu niyetle çok basit bir senaryo hazırladıkları. Yine Osman’ın her işi Siyonizm ile, Ankebut Ağı ile ve AKPKK ile at başı gidiyordu.

Devlet imkanlarını/kanallarını kullandıkları, reytingin zayıf olduğunu görüp direnebilecek saha buldukları ve içimizdeki İsrail’in basın ve medyasında büyük destek gördükleri halde, fazlaca direnemediler. Bunda, Akademi Dergisi’nde o sıralarda yaptığımız yayınların da büyük tesiri oldu. Hatta bunlar bu şartlarda iken bitirici olsun diye üst üste vurduğumuz darbelerden sonra daha da sarsıldılar ama yine de silkelenip projeyi kurtarmak istediler. Beyhude mücadele ettiler ve hem dizi yani milletimizi dönüştürme kısmında kaybettiler hem de gerçek hayatta Afrika’yı da kaybettiler. Oysa böyle olacağını onlara baştan söylemiştik.

Osman’ın 31 sene sonra boşandığı eski eşi Tangül Sınav da Sabetaycı bir gizli Yahudi.

Yıllardır anlatmıştık, Tan-su, Tan-gül, Tan-al ve benzeri şifreleme sistemlerini… Bunları, dejenere olmamak ve biz Türkler arasında birbirlerini hemen tanımak için kullandılar, kullanıyorlar. Ayrıca seçtikleri bu gibi kelimeler mana veya telaffuz olarak İbranice’ye benzetiliyor.

Sabetaycı gizli Yahudi Osman Sınav’ı kullanan Ankebut Ağı’nın ve içimizdeki İsrail’in son ihanet projelerinden biri de “Sen Anlat Karadeniz” dizi(!)si…

Bunların AKPKK projesine muhalif olan bütün kesimlerin sürekli olarak AKPKK karşısında kullandığı kartlardan biri de “kadına şiddet” kartı. Buradan vurulmaktan o kadar bunaldılar ve daraldılar ki böyle bir dizi ile toplumu dönüştürmek ve kadına şiddet vak’alarının sayısını azaltıp AKPKK projelerini şu dar zamanda rahatlatmak istediler.

Yani Osman Sınav yine, bir meselede daha Ankebut Ağı’nı, Siyonizmi, Masonluğu, İçimizdeki İsrail’i, İsrail’i ve AKPKK projelerini rahatlatmak için film/dizi sahasınde elinden geleni yaptı/yapıyor.

Bu sözde dizinin yönetmenlerinden biri olarak görünen ve Osman’ın da oğlu olan Yusuf Ömer Sınav’la ismi geçen Nilperi Şahinkaya da bir Sabetaycı gizli Yahudi. Nilperi, Sabetaycı paralel devlet teşkilatı içinde şuurlu bir şekilde varlık gösteriyor, her aşamada onlarla birlikte hareket ediyor ve onların gizlice toplanıp ibadet ettiği cemiyetlere/programlara da katılıyor.

Herhalde bu bilgilerden sonra, Sen Anlat Karadeniz dizisinde yoğun olarak İslami tema hakimken, bir yandan da İslam dininde ve Müslümanların gözünde kadının konumunu değiştirmek için, apaçık ayetleri bile inkar eder tarzda mesajlar vermelerinin, sahneler çekmelerinin sebebini daha da iyi anlayabilmişsinizdir.

Bu sözde dizide Osman Hoca karakteri üzerinden çok pervasız ve art niyeti de belli edecek tarzda ileri gidilerek manası çok açık ve İslam tarihi boyunca üzerinde icma olan ayetleri bile manasından çıkartmaya ve milletimizin nezih ehl-i sünnet itikadını tahrif etmeye çabaladılar.

Osman Hoca karakteri, camide hutbe verdiği sırada, kadının dövülmesine izin veren ayeti açık ve net surette inkar etti. Onca doğrunun arasına işte bu kadar kritik öneme sahip bir yanlış kattılar ve bunu kasten yaptılar.

Halbuki İslam dininde masum, namuslu, hayırlı, saliha eşlerin dövülmesine değil, sözlerle ve tavırlarla kalplerinin kırılmasına bile müsaade yok. O ayette verilen izin, iyice huysuzlaşmış, itaatsizlemiş, cezayı hak etmiş, nerede ise yuvasını da yıkacak ve çocukları ile kocasını ve yakın akrabalarını da çokça zora sokacak kadar nefsinin eline düşmüş ve artık nasihat almaz hale gelmiş kadınların cezalandırılmasına ve kendine getirilmesine müsaade var.

Aile içindeki her şeyin bir aile mahkemesine, savcıya, hakime, avukatlara ve çevreye duyurulması, dilekçelerde, duruşma salonlarında geçirilmesi yerine… Kocanın, öncesinde uzunca nasihat ettikten ve örnek tavırlar sergiledikten sonra… Yine fayda vermediğini görüp yatağını ayırıp ceza verdikten sonra… Yine de faydasız kaldığını görüp hala nefsine uyan ve büyük sıkıntılara sebep olacak hanımına… Sınırları belirlenmiş surette vurmasına, hanımını tıpkı bir devlet otoritesi, tıpkı bir hakim gibi cezalandırmasına ve aile mahremiyetinin korunmasına müsaade ve yönlendirme var o ayet-i kerimede… Zaten İslam hukukunda, günümüzün saçma sapan, uydurma, binbir türlü tezat içeren hukuk sistemlerinde olduğu gibi, on binlerce hatta yüz binlerce suçluyu ceza evlerine doldurup, yıllarca hatta on yıllarca milletin vergileri ile beslemek yok. İslam hukukunda, Müslümanların inancında “dövmek, falaka, kırbaç” yeri geldiğinde, şartları oluştuğunda meşru cezalandırma yöntemleridir. Bir insanı beş sene, on sene ya da otuz sene bir koğuşa kapatmak, eşinden, çocuklarından, mes’uliyetlerinden ayırmak belli sınırlar dahilinde falakaya çekmekten daha ağır bir şekilde cezalandırmaktır. Ve zaten evin hanımının mahkemelere düşmesi, devlet otoritesi ile cezalandırılıp ceza evine girmesi, sadece ona değil, kocasına, evlatlarına, varsa bebeğine ve yakın aile fertlerine de ceza vermektir ve toplumun dengesini sarsacak yanlış bir uygulama olur. Çünkü bunların hepsinin düzenli bir hayat için o hanımın hür olmasına ihtiyacı vardır.

Bunları da bu gizli Yahudi ekip çok ama çok iyi bildiği halde bu şekilde tahrif etmeyi denemişti.

Siz söyleyin, senaristlerinin bile Sabetaycı gizli Yahudi olması mı bu kadar ileri gitmelerine sebep oldu?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

(İlk yayın tarihi 01.12.2018 17:43)

(İlk yayın tarihi 01.12.2018 21:32)

Sabetaycı gizli Yahudi Osman Sınav’ın, mensubu olduğu Mason teşkilatı tarafından ele geçirilmiş bozuk cemaat ve tarikatlar, MİT’in hain kanadı, CIA, Siyonizmin kontrolündeki Hollywood diye saysak, çok yerlerle bağlantıları var. Kurtlar Vadisi projesinde gerçek yapımcının MİT olduğunu, Osman’ın aracı olduğunu, sahnede oynatılan adam ya da vitrin olduğunu iddia etsek çok doğru söylemiş oluruz.

Bu akşam onun hakkında ve onun üzerinden Türk/İslam düşmanı güç odaklarının çektirdiği dizi ve filmler hakkında yazdıklarım, ona sosyal medya hesapları üzerinden ve elektronik postalar ile soruldu. Bunları gördü, hiçbirine karşılık veremedi. Verme lüksü de yok. Tahmin ediyorum ki bu şartlarda ne yapacağını, nasıl bu darlıktan çıkacağını kendi bile bilemiyordur. Belki de kendisini sahada oynatan, piyon yapan güç odaklarına danışır ama onları da karşımızda bir hiçe çevirdiğimizi mutlaka biliyordur.

Bir MİT elemanı olarak Soner Yalçın…

Bir Masonik ihanet projesi olan ve BOP yani Büyük İsrail Devleti Projesi kapsamında Müslüman Türk milletini beleş asker olarak kullanmak/hazırlamak maksadıyla toplum yönlendirmesi için çekilen… Milli ve manevi duyguları artırılmış, mücadeleci bir Türk milleti ve Türkiye oluşturmak ve bunu BOP kapsamında yanlış kanalize etmek için çekilen ve yayınlanan Kurtlar Vadisi dizisinin yönetmeni ve yapımcısı Osman Sınav Sabetaycı bir gizli Yahudi ama sözde dizinin konsept danışmanı olan Hüseyin Soner Yalçın neci?

Soyu bir yandan gizli Yahudiliğe, bir yandan gizli Ermenliğe dayanıyor ama Sabetaycı gizli Yahudiliğe çıkmıyor. Kurtlar Vadisi projesinde, gerçek yapımcı ve senarist olan MİT’in hain kanadının adamlarından biri olduğu için yer aldı.

Zaten Soner Yalçın imzası ile yayınlanmış kitapları MİT’in hain kanadının adamları hazırladılar. Hatta bunlar da zorlandılar ve CIA’dan yardım aldılar. Soner’in, üzerinde ismi yazan bu kitaplar üzerinde nerede ise hiç emeği yok.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

(İlk yayın tarihi 02.12.2018 00:56)

 BU YAYINIMIZI SOSYAL AĞLARDA PAYLAŞMAYIN, çünkü CIA SANSÜRLEYECEK ve kimse görmeyecek.

Bizi, gerçek sahibi CIA olan Facebook başta olmak üzere, Amerikan sosyal ağlarının ve video kanallarının hiçbirinde sağlıklı/sansürsüz/özgür bir şekilde takip edemezsiniz. Senelerdir sansürleniyoruz ve bunu yüzlerce somut teknik delil ile, ayrıca binlerce kişinin şahitliği ile ispat edebiliyoruz. Buradaki yayınlarımızı/videolarımızı da Amerikan sosyal ağları üzerinden yaymayı başaramazsınız.

BİZİ TELEGRAM GRUBUMUZDAN TAKİP ETMELİSİNİZ

Paylaşımlarımızı anında görüp takip etmenin tek sağlıklı yolu Telegram grubumuza üye olmanızdır. WhatsApp’ın da gerçek sahibi CIA’dır ve Telegram, WhatsApp’ın alternatifi olan bir yazılımdır, bize has ve tarafımızdan üretilen bir yazılım değildir. Dünyada, onlarca devlette yüz milyonlarca kişi tarafından güvenle kullanılır. Güncel paylaşımlarımızdan anında haberdar olmak için www.telegram.org adresinden, kullandığınız cihaza uygun olan bir uygulamasını kurup, şuradaki Telegram kanalımıza takipçi olabilirsiniz: http://www.t.me/AkademiDergisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s