Ankebut Operasyonu ve Şeytan’ın Konseyi (495)

Süleymanlılar vatan hainlerine karşı

Mehmet Fahri Sertkaya

SÜLEYMANLILAR VE AKPKK’LİLER ARASINDAKİ SAVAŞIN SARSICI ARKA YÜZÜ

Adı Hasan Can

Ümraniye Belediye Başkanı.

AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün bir militanı.

Sürekli takipçilerimiz hatırlayacaklardır. Kurban bayramı öncesi, İYİ Parti’ye oy verdik diye, AKPKK’li bazı belediyeler, tamamen eşkıyaca tavırlarla, hukuku ayaklar altına alarak kurslarımıza, yurtlarımıza yıkım ekipleri göndermişlerdi. Kurban hizmetlerimizi engellemek için ilçe sınırları içinde kurban kesmemize izin vermeyip mükemmel kalitede kurban kesim yerlerimizi kullanmamıza engel olmuşlardı.

Ben de “Madem hukuk tanımıyorsunuz, anladığınız dilden anlatıyorum” diyerek sert karşılıklar vermiştim. Yazılı, sesli yayınlar yapmış ve “Haydi gidebiliyorsan hukuka git” demiştim. Gitmesine ihtimal bile vermemiştim. Hukuk yoluna gitmesi, kendini ihbar etmesi demekti ama o gitti…

Bu şartlarda bu herif nasıl hukuka gidebiliyor, şimdi size onu anlatacağım.

Sağdaki gözlüklü ve kırmızılı şahsın adı Ahmet Kutlubay

Akşamında ceza evine konduğum günün gündüzünde, birikmiş 15 dosyayı polislerle birlikte hızlıca aradan çıkartırken, şu mahkemeden bu savcıya koştururken beni onun kapısının önüne de getirdiler.

O aşamaya gelene kadar saatlerce zaman geçmiş ve yanıma verilen, hemşehrim çıkan polis memuru arkadaşla epeyi mevzulara girmiştik.

Sol görüşlü, ateist bir polisti. Çok seviyeli diyaloğumuz oldu. Dosyalarımın hep yazılarımdan kaynaklı olduğunu, basın mensubu olduğumu görünce, çok sorular sordu. Ta ki hangi cemaatten olduğuma kadar geldi söz ve her zaman her yerde olduğu gibi açıkça söyledim: Süleymanlıyım

Lakin bir cemaate daha geldi söz: Sabetaycılar…

Pek çok sorusunu cevaplarken ve bazı ünlü kişiler hakkındaki kanaatimi sorduğunda görüş beyan ederken, söz hep ister istemez Sabetaycılığa gelmişti.

Bütün bunlardan sonra savcı Ahmet Kut-lu-bay’ın odasının önüne geldiğimizde, Kutlubay’ı hiç duymadığım, görmediğim halde “Bak, bu da onlardan” dedim. Güldü…

Kutlubay’ın kalemi, kalem odasından dosyamı alıp getirdi, içeri girerken kapı açıldı ve ben ilk defa Ahmet Kutlubay’ı o anda gördüm. Hiç de ısınamadım, anında bir şey beni itti.

Kapı kapandı, biz dışarıda aynı polis arkadaşla konuşmaya devam ettik. Üç dakika, beş dakika, on dakika derken, çok zaman geçti ve ben “Bir şeyler dönüyor” dedim.

Savcı dediğin dosyasını daha önce elden geçirir, mevzuyu anlar, ne soracağını bilir. Sonra beklemediği bir anda dosya önüne konsa, bir göz ucu ile bakar, unuttuysa hatırlar ve şüpheliyi karşısına alıp sorar.

Uzun süre sonra kapı açıldı, Beni içeri aldılar. Tam karşısına sakince oturuyordum ki askerde erlerini sürekli fırçalamayı ve onlara karşı kabalaşmayı bir hak hatta vazife görmüş sözde komutanlar gibi bir ses tonu ve beden dili ile “Üzerinde telefon var mı?” dedi. “Var ama kapalı savcı bey” dedim.

Aynı sert ton ve kaba tavırlarla “Onu memura ver” dedi.

Bu kadar senedir kaç savcı gördüm, birinde bile böyle bir şey görmedim.

Kapıyı açtılar. Kapalı olan cep telefonumu kapıda bekleyen polis memuru hemşehrime verdim.

Geri döndüm, karşısına oturdum ama içimden bir ses “Dur bakalım mfs, ne dönüyor burada?” dedi.

Söze bir girdi, “Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can senden şikayetçi olmuş” dedi. İçimden “Allah Allah, aklına mı bir zeval gelmiş, bu Hasan Can bu şartlarda bir de benden davacı mı olmuş” dedim.

Kocaman bir şikayet dilekçesi. Onu Kutlubay’ın önünde görünce “Mevzu bu kadar geniş değil, buna ne doldurmuş bu kadar” dedim kendi kendime ve dinledim Kutlubay’ı…

Aynı kaba ve şüphe çeken tavırlarla bir başladı okumaya, sayfa sayfa okuyor, gidiyor. İlk defa böyle bir savcı gördüm. Birkaç sayfa okudu ve ben “Sayın savcım” dedim. Demez olaydım. Üzerindeki acayip gerginlik, sertlik, kabalık ve tedirginlikle bağırır bir eda ile “Dinle, dinle! Kesme sözümü” dedi.

Sustum. Baktım hala sayfa sayfa okuyor. birkaç dakika anca durdum ve sonra “Sayın savcım” dedim yine kesti sözümü ve yine acayip tavırlar.

Acayip tavırları durmaksızın sergilemese diyeceğim ki “Ben bu dosyaya şimdi savunma yapmayacağım. Susma hakkımı kullanacağım ve sonra yazılı savunma getireceğim”

Kaç dakika geçti bilmem ama o kadar zaman içinde şu birkaç cümleyi bile söyletmedi bana.Ben dikkatle, kararlılıkla sustum ve içimden “Bu tavırlar normal değil” dedim. Bu defa da bağırarak “Dinliyor musun, dinliyor musun” demesin mi…

Ben bu herifle çarşı pazarda karşılaşsam da bana şu tavırları sergilese, ikimiz de makamsız/rütbesiz TC vatandaşları olsak çok farklı şeyler yaşanacak ama orada bir şey dönüyor ve ben kendimi bir sinir harbinin içinde bulmuşum “Dinliyorum sayın savcım” diyorum.

Yine okuyor. Galiba sekiz on sayfayı okuduktan sonra “Şimdi susma hakkını kullanabilirsin, şunu, bunu yapabilirsin” diye yine aşırı heyecanla sıraladı amaaa…

En sonunda “Ama ifade vereceksen ağzından çıkanı kaptığım gibi buraya öylece yazarım” demesin mi… Ben az daha ayaklanacaktım. Zaten bunu da evladını azarlar gibi tavırlarla, ses tonu ile söyledi.

Bu cümleyi kurarken, iki eli agresif şekilde havada, yüzü ise acayip şekiller alır bir tarzdaydı.

Yanındaki kalemine ve odada elinde dosya ile oturan, neci olduğunu bilmediğim şahsa, ikisine birden hitap ederek “Arkadaşlar bu mevzu Hakimler Savcılar Kurulu (HSK)’na gidecek. Sizler de ister istemez şahit oldunuz. Buraya kadarki kısmı unutmayın, bundan sonrasını da dikkatle dinleyin” dedim.

Kutlubay “Ne HSK’sı, ne HSK’sı? HSK’ya falan gitmeyecek” dedi.

“Yahu sen savcı mısın, bir karışıklık mı oldu burada? Ben haklarımı mı bilmiyorum, senin kaç suç işlediğini mi görmüyorum” diyeceğim, demedim. Zaten benden bunu bekliyor, anladım, sustum.

Gayet sakin kalarak “Savcı bey, ben şikayet dilekçesinin kopyasını alacağım. Sonra yazılı savunma getireceğim” diyebildim. Üzgün bir halde kafası yana düştü, “Tamam” dedi. İlk fark ettiğim şey, öfkeli halinin birden son bulması ve derin düşünür hale geçmesiydi. Sanki “Eyvah, olmadı” der gibi bir tavırdı.

“Şu kadar vakit geçti, boşa harcadın. Üç cümle kurdursaydın, üç saniyede mevzuyu anlamıştım ve son sözümü baştan söyleyecektim. Ben böyle bir savcı daha görmedim. Sen beni tanıyor musun? Bir yerde bir eylemim ya da söylemim ile sana bir zarar mı verdim? Husumetin mi var? Ya da senin psikolojik problemlerin mi var, nedir senin derdin? Nedir burada yaşanan?” diyecektim. Zaten benden bunu bekliyor. Demedim.

Tam bir sinir harbinin sonunda, dosyanın kopyasını almak için el yazısı ile iki dakika içinde bir dilekçeyi orada yazdım, verdim ve odasından çıkarken sadece “Savcı bey! Ben on yıldır bu çarkınızın içinde döndürülüyorum” dedim.

O “Eyvah, olmadı” tarzı bakışı ve duruşu daha da belirginleşti ve hiçbir şey diyemedi. Gayet sakin bir tarzda odasından çıktım. Hemşehrim olan polis “Ne anlattın bu kadar? Daha kaç dosyan var, neyin ifadesini verdin bu kadar uzun?” dedi. Güldüm “Ne ifadesi, üç cümle kurmama bile izin vermedi. Ben uzatmadım, adamın bir sorunu var, belli” dedim.

YİT’ten arkadaşlar bu yaşadıklarım üzerine çok çalıştılar.

Size şimdi, somut ispatlara dayanan sarsıcı kısmı, yaşananların arka planını anlatayım.

Ahmet Kutlubay Sabetaycı bir gizli Yahudi ve Mason. Ankebut Ağı’na çalışıyor. Beni biliyor. Hasan Can’ın şikayet dilekçesi kendisine hususi seçilerek verildi. O dosya Kutlubay’a öylesine denk gelmedi. Dosyam ona verilmeden önce bile o dosyanın geleceğinden haberdardı.

Çoğunuz onu televizyonlarda görmüşsünüzdür.

Adı Ersan Şen…

Avukat. Profesör Doktor. Ekranlardaki sıkı AKPKK karşıtlarından biri. Gizli Yahudi ve Mason. Ankebut Ağı’nı genel geçer seviyede biliyor ve ağa çalışıyor.

Bunca avukatın içinde Hasan Can, Belediye’nin imkanlarından yüzbinlerce lira vererek onu tutuyor.

Savcı gizli Yahudi ve Mason, avukat Ersan Şen gizli Yahudi ve Mason ama bitmedi. İmam Hatip ve Yüksek İslam Enstitüsü mezunu olan Hasan Can bile gizli Yahudi ve Mason.

Ersan’ın AKPKK ile kavgası da tamamen orta oyunu. AKPKK onların, içimizdeki İsrail’in projesi..

Gizli Yahudi ve Mason Ersan Şen, öyle bir şikayet dilekçesi hazırlamış ki dünyanın en halim selim insanı bile, gerçekte neler döndüğünü, AKPKK’li belediye başkanlarının neler yaptığını, hukuku nasıl ayaklar altına aldığını, nasıl eşkıyalık yaptığını, ihanet ettiğini ve bunlar karşısında son çare olarak bizim de hukuk dışına çıktığımızı bilip de sonra Ersan Şen’in hazırladığı şikayet dilekçesine bakınca “Bu durumda bu dilekçeyi hazırlayan kişi insan olamaz. Bu kişinin vicdanı, insafı, insani meziyetleri kalmış olamaz. Ancak insan suretli muzır bir varlık bu şartlarda böyle sahtekarca, kural tanımaz tarzda bu dilekçeyi hazırlayabilir” der.

İnsan suretli bu pislik herif, Euzü besmelede bile bir cin olan şeytan’dan Allah’a sığındığımız şu alemde, cinlere temas eden videolarımdan birini alıp akıl sağlığımın yerinde olmadığı iddiasına sözde delil getirmiş.

İki ihtimal var:

1- Şeytan bile cin iken, kocaman cin suresi varken, cinlerden bahseden bu kadar ayet ve sahih hadis varken ve cinlerin inkarı kişiyi dinden çıkartıyorken, bu şartlarda cinlere inanan mü’minlerin ki sayısı an itibarı ile bir milyardan fazla, hepsi akıl hastası. (Dünya üzerindeki inanç sistemlerinin büyük çoğunluğunda cinlere inanıldığı da göz önünde bulundurulmalı. Dünya nüfusunun en az yarısı cinlerin varlığına inanıyordur.)

2- Birinci ihtimal geçerli değilse

2-a: Gizli Yahudi ve Mason Ersan Şen bir akıl hastasıdır.

2-b: Ersan Şen, devlet içinde devlet ya da paralel devlet denilen bir gizli ihanet teşekkülünün bir mensubudur ve benim karşımda hususi olarak seçilmiştir ve sözde şikayet dilekçesi denilen ahlaksızlık numunesi dosyayı bu yüzden bu şekilde hazırlamıştır.

Grafik kapağı görülen “Süleymanlılar AKPKK ile değil, Deccalin ordusuyla, içimizdeki İsrail ile savaşıyor.” başlıklı videonun da ekran görüntüsünü almış ve sözde şikayet dilekçesine delil diye eklemiş.

Video, Youtube’da duruyor. Başlığı yazıp aratıp her yere kopyaları yüklenmiş olan videoyu hemen dinleyebilirsiniz. O videoda, Ersan Şen’in de dahil olduğu gizli Yahudi ve Mason suç, terör ve ihanet örgütü ifşa ediliyor. Çok sayıda kişinin isimleri veriliyor ve bunların çoğu sağ, güçlü, paralı kişiler. Bunları yıllardır yerin dibine geçirmişim. Biri bile davacı olamamış. Gün gelmiş, Harun Çoban’la karşılıklı konuşup “Neden bunlar suç duyurusu kabul edilmiyor. Neden bunlardan şikayetçi olduğumuz yüzlerce şikayet dosyası adliyelerde yok oluyor? İki tane delikanlı savcı çıksın, işini düzgün yapsın, bu ihanetler, kirli bağlantılar, Türk’e kurulan pusular bitsin, yıkılsın” demişim. Harun Çoban, kamu malına zarar gibi bir uydurma gerekçe ile içeri girsin ve mfs’ye de işte böyle kirli çarklar çevrilerek pusu kurulsun. Ersan Şen beni, yayınlarımı zaten biliyor. Ne kadar ciddi seviyede olduklarını da biliyor. Olsun, umurunda mı? Avukatlık yapmıyor ki bunlara takılsın? Ahlakı mı var da on dakikada paçavraya döndürülecek sözde “bilimsel” bir sözde şikayet dilekçesi hazırlasın? Şimdi şahsiyeti, onuru, cesareti, dürüstlüğü varsa, bir canlı yayında karşıma çıksın. Hiç olmadı, bir telefon görüşmesinde tartışalım, kesmeden o da ben de paylaşalım. Milletimiz görsün neyin ne olduğunu.

Ve evet, herkes bilsin ki Süleymanlılar, Deccal’in ordusu ile, Ankebut Ağı ile, Mason teşkilatı ile, içimizdeki İsrail ile savaşıyor. Asilce, kahramanca, mertçe, kural/sınır/değer tanıyarak, hasmına bile kahpelik yapmayarak savaşıyor.

Bitmedi…

Dosya ile asıl oynayan kişi, yine bir gizli Yahudi ve Mason olup suç makinesine dönüşmüş olan Süleyman Soysuz.

Her yeri aramış, her yere haberler göndermiş ve “Bu mfs’yi bu dosyadan yatıracaksınız” demiş. Adalet Bakanı gizli Yahudi ve Mason Abdülhamid Gül’ü de araya katmış, Ankebut Ağı içindeki gizli Yahudiler ve Masonlar olan Hasan Can’ı, Ahmet Kutlubay’ı ve Ersan Şen ile daha başka kişileri hep organize etmiş. Karar Hasan Can’a bırakılsa, o asla benden davacı olmayacakmış. Normal şartlarda, davacı olması, kendini ihbar etmesi ve derhal ceza evine konulması anlamına geliyor.

Ersan Şen, Kutlubay’a gidip “Size haber verilmişti. Mevzuyu biliyorsunuz” diyerek görüşmüş.

Onlarca senedir, hatta bir asırdır, bu vatana ve millete hizmet etmek için çırpınan vatan evlatlarına, dava adamlarına işte hep bu Ankebut Ağı set çekti. Acımasızca, kuralsızca, kahpece pusular kurdu. En namuslu, en müstesna insanları ve toplulukları bu millete en namussuz, en zararlı insanlar, gruplar, cemaatler olarak gösterdiler.

İşte bu Deccal’in ordusu ile savaşan Milyonlarca Süleymanlı olarak diyoruz ki:

Bu hale kadar düşürüldüğünü somut binlerce ispatla gözler önüne serdiğimiz bu guguk sisteminin kararlarını artık tanımıyoruz. Vatan, devlet, millet, akıbet endişemizden dolayı tanımıyoruz. Bu hale getirilip “ele geçirilmiş” bir guguk sistemine itaat, vatana, millete, insanlığa, gelecek nesillere ihanettir. İcabı halinde milyonlarca kişi sokaklara döküleceksek, adliyeleri basacaksak bile bu ihanet sistemini bozacağız. Kendi devletimizde üç beş gizli Yahudi ve Mason hainin ihanetlerine teslim olmayacağız.

işte benim adım mfs… Şimdi güçleri yetiyorsa bana cezalar versinler, güçleri yetiyorsa beni alsınlar, ben meydandayım ve yine uygulamalı göreceğiz, ben abartıyor muyum, yoksa arazide gerçekler benim yazdığım gibi mi…

Arazideki tek gerçek güç biziz. Biz TV kanalı, radyo kanalı, gazete, haber sitesi değiliz. Biz interneti, elektriği kesilince hiçe dönüşen sahte bir güç değiliz.

Kutlubay’ın planı, bir an önce beni sinirden çıldırtıp bana huzurda suç işletip tutuklu yargılatmaya dönük bir planmış.

İfade versem de vermesem de o dosya yine bir gizli Yahudi ve Mason hakime denk getirilecek. Sonra, Adıtürk davalarında yaptıkları gibi yargısız infaz edileceğim ama görünürde bir yargılama yapılmış gibi olacak. Plan bu…

Bana bak pislik çuvalı, insan şeytanı, suç makinesi, vatan haini Hasan Can!

Daha önce ne yazdım ve söyledimse senin hakkında, hepsini tekrar ediyorum. Onlar suçsa, al bu da tekrarı.

Bak şu da ekstrası:

Hem vallahi, hem billahi, hem tallahi seni de meydan yerde asacağım.

İstiyorsan bunun da çıktısını alıp git bir Mason savcıya daha ya da istersen git senin kadar alçak ve hain olan reisine ağla, gücü yetiyorsa sen çık aradan, o gelsin. Veya senin, guguk sisteminde Mason ve Yahudi ihanet dayanışması çevirmek dışında başka bir hünerin varsa, öyle de gel.

Ümraniye E Tipine girerken, girişte infaz koruma memurları senin dosyanın fotokopisini elimde görüp “Bunlar nedir” dediler.

Verdim, incelediler, içeri alıp almayacaklarına karar vereceklerdi. Twitter’da sana atar yaptığım paylaşımlarımın ekran görüntülerini görünce “Bu bizim Belediye Başkanı Hasan Can mı?” dediler.

“Evet” dedim. “Sen bununla mı uğraştın, senin buna gücün yeter mi” dediler.

Kahkaha atacaktım ama biliyorsun, bizi bozuyor. Bize yasak. “Hah” dedim kibarca güldüm, hemen sustum. Konuşmayacaktım ama derin sessizlik olunca sessizliği ben bozdum ve elimi diz kapağım hizasına getirerek “Benim uğraştıklarımın yanında, benim gücümün yettiklerinin yanında sizin Hasan Can şu kadar bile kalmaz” dedim. Daha derin sessizlik oldu.

Genç bir infaz koruma memuru “İyi valla öyleyse” dedi şaşkın şaşkın, oradan koğuşa geçtim. Haydi, çık şimdi, bu restlerimin altında kalma, yine hukuka git ya da yapabiliyorsan başka bir şey yap, göster hünerini. Seni bekliyorum.

Ha, geçen sefer koruma talep etmiştin ya, istersen bu sefer de git iki katına çıkarttır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Akademi Dergisi

(İlk yayın tarihi 29.01.2019 19:47)


BU YAYINIMIZI SOSYAL AĞLARDA PAYLAŞMAYIN, çünkü CIA SANSÜRLEYECEK ve kimse görmeyecek.

Bizi, gerçek sahibi CIA olan Facebook başta olmak üzere, Amerikan sosyal ağlarının ve video kanallarının hiçbirinde sağlıklı/sansürsüz/özgür bir şekilde takip edemezsiniz. Senelerdir sansürleniyoruz ve bunu yüzlerce somut teknik delil ile, ayrıca binlerce kişinin şahitliği ile ispat edebiliyoruz. Buradaki yayınlarımızı/videolarımızı da Amerikan sosyal ağları üzerinden yaymayı başaramazsınız.

BİZİ TELEGRAM GRUBUMUZDAN TAKİP ETMELİSİNİZ

Paylaşımlarımızı anında görüp takip etmenin tek sağlıklı yolu Telegram grubumuza üye olmanızdır. WhatsApp’ın da gerçek sahibi CIA’dır ve Telegram, WhatsApp’ın alternatifi olan bir yazılımdır, bize has ve tarafımızdan üretilen bir yazılım değildir. Dünyada, onlarca devlette yüz milyonlarca kişi tarafından güvenle kullanılır. Güncel paylaşımlarımızdan anında haberdar olmak için www.telegram.org adresinden, kullandığınız cihaza uygun olan bir uygulamasını kurup, şuradaki Telegram kanalımıza takipçi olabilirsiniz: http://www.t.me/AkademiDergisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s